Kurtuluş savaşının son taarruzunu başlatmadan önce çadıra kitaplar götürmüş, üstelik duymuş ki Çalı Kuşu diye bir roman çıkmış onu da getirtiyor onu da okuyor. 30 Ağustostan bir hafta önce…
30 Ağustos'ta bu topraklar özgürleştiğinde!
Mustafa Kemal'in çadırında eşyaları toplanıyor. Çadıra giriyor Mustafa Kemal, kitapları var orada masanın üzerinde.Askere, “Aman çocuk kitaplar, kitapları unutma” diye tembihliyor. Asker; “Efendim sandık bekliyoruz, sandık gelsin kitaplarınızı ona koyacağız merak etmeyin” diye cevap veriyor. “Peki” diyor Atatürk, dışarı çıkıyor herkes zaferi kutluyor. 5 Dakika sonra dayanamayıp içeri geri dönüyor, aklı kitaplarda.“Kitaplarım diyor Mustafa Kemal, “kitaplar hala masanın üstünde duruyor?” Asker cevap veriyor; “Efendim sandık bekliyoruz, sandık gelsin sandığa koyacağız.”Bir de bakıyor Mustafa Kemal, dışarıda sandıklar, Atatürk sandıkları göstererek; “E burası sandık dolu?” diyor askere. Asker cevap veriyor; “Efendim onlar mermi sandığı, içlerinde mermi var.” Gidiyor Mustafa Kemal, alıyor mermi sandıklarından birini, boşaltıyor yere mermileri.
Boş sandığı askerin eline veriyor;
“Al diyor, kitapları buna koy asıl savaşımız şimdi başlıyor.”
Sunay Akın'ın da dediği gibi Atatürk büyük bir satranç oyuncusu onun derdi günü kurtarmak değil hamle yapmakla diye..
“Voltaire ile başlamak istiyorum Mustafa Kemal‘i
anlatmaya. Voltaire büyük fransız yazar. Voltaire, kralı eleştirdiği
için bir yazısından dolayı 11 ay hapis yatmış, sonra serbest kalınca
uslu durmamış. Voltaire londra'ya gitmiş geri döndüğünde londra
mektuplarını da yayınlıyor yerden yere vuruyor kralı. Demokrasi istiyor
düşünce özgürlüğü istiyor…
Çok sevdiği ülkesi fransa Voltaire
için yaşanılmaz olunca ona aynı dönemde yaşıyan Büyük bir entelektüel
kol kanat geriyor Alman kralı Büyük Friedrich, arkadaşlar avrupa değil dünya tarihinde, aydınlanma tarihinde çok önemli bir mihenk taşıdır. Büyük entelektüeldir bir II.
Friedrich, Voltaire'i yanına alıyor.
İşte bu Alman Kralı Büyük Friedrich, II. Friedrich 1750 yılında Potsdam'dan geçiyor. Orayı çok
beğeniyor, oranın havasını suyunu çok beğeniyor ve ‘Bana şuraya bir
saray yapın" diyor. Burayı çok beğendim fırsat buldukça gelir kalırım.
Burayı çok beğendim. Kral, istediğini yapar sonuçta..
Ertesi gün
adamları gidip bakıyorlar, Kral'ın beğendiği yerde bir değirmen. Adamlar
kapıyı çalıyor, yaşlı değirmenci açıyor böyle un içinde bir emekçi, bir
işçi.
+ “Buyrun?” diyor -Bizi Kral gönderdi. Burayı görüp çok beğendi, burda bir saray yapmak istiyor satın alacak. Kaç para söyle fazlasıyla vereceğiz. +Satmıyorum ki ne parası? -Ne? +Satmıyorum! -Saçmalama, Kral istedi. + Bana ne. Ben satmadıktan sonra kimse alamaz ki.
“Çat!” kapıyı kapatıyor.
Adamları gelip Kral'a diyorlar ki; - Efendim beğendiğiniz yerdeki değirmenci deli. + Nerden çıkardınız deli olduğunu!
-Satmıyorum diyor biz kral burayı almak istiyor dedik satmıyorum diyor. (Kral tabi şaşırıyor biraz da kızıyor)
+ Çağırın bakalım bana şu adamı.
Değirmenci gelip, Kral'ın karşısında duruyor. (Düşünsenize bir yerde koskoca kral karşısında bir değirmenci hayal etsenize.)
II. Friedrich; - Yanlış anladınız herhalde beyefendi, ben satın almak istiyorum orayı. Kaç para? + Yoo yanlış anlamadım, adamların da dün bunu söyledi. Satmıyorum! - Beyefendi inat etmeyin, paranızı fazlasıyla vereceğim. Sana vereceğim parayla Almanya'nın her yerinde yaparsın değirmen +
Sen koskoca kralsın, paran çok. Sen git Almanya'nın heryerine saray
yap. Burayı benden önce babam işletiyordu. Ona da babasından kalmış, ben
de çocuğuma bırakacağım. Satmıyorum!
II. Friedrich kızıyor ne demek onca insanın içersinde bana karşı çıkıyorsun ayağa kalkıyor; - Bana bak ! Benim kral olduğumu unutuyorsun ! Unutma ki ben Kralım! Değirmenci öyle bir bakıyor kralın gözlerine şunu söylüyor; + Efendim sizde unutuyorsunuz ki! Berlin'de hakimler var! + BERLİNDE HAKİMLER VAR !
Hiçbir
güç, hiçbir siyasi görüş, hiçbir iktidar kral bile olsa adaletten
yukarı olamaz. Berlinde hakimler var! Adalet var! Hiçkimse adaletin
üstüne çıkamaz. Orada oturamaz. Bugün bütün gelişmiş ülkeler hukuk
fakültelerinde bu olayı anlatırlar. Bu gerçek öykü bir değirmecinin
krala söylediği bu söz “Sizde unutmayın ki Berlin'de hakimler var!” Adalet
herkes için! Sen kral olabilirsin bende değirmenci ama hakimler var!
Unutma ki adalet herkes için! Adaletin içine hiç bir siyasi görüş hiç
bir çıkar hesapları karışamaz! BERLİNDE HAKİMLER VAR!
Dedik ya Kral
Friedrich büyük bir entelektüel
bu sözden çok etkileniyor ve değirmeni yıktırtmıyor yanına sarayını yaptırıyor ve değirmenciyle komşu oluyor.
Ve bu tablo bu resim çıkıyor ortaya.. Sarayını değirmenin yanına yaptırıyor ve komşu oluyor.
Sabahları II. Friedrich arka bahçeye çıktığında değirmenci sesleniyor; + Hey Friedrich, ekmek yaptım göndereyim mi? II.
Friedrich
diyor ki; - ADALET HER SABAH bana, SICAK BİR EKMEK kokusuyla gelirdi.
Yıllar yıllar sonra…
Berline
bir Osmanlı heyeti gidiyor. Berlin'de bir otelde yılbaşı kutlamaları
yapılacak, Osmanlı heyeti de var orada. Aralarından biri, yalnızca biri
bu öyküyü biliyor. Ve; - “Hadi Potsdam çok yakın. Gidip adaletin simgesi olan o değirmen ve sarayı yanyana görelim.” diyor
Kimse
gelmiyor yıl başı gecesi ne işim var orda kutlama burda diyor kimse
gitmiyor onunla o tek başına kalkıp gidiyor. Hiç üşenmeden onca yolu. Herkes yılbaşı kutlarken o gidip adaletin simgesini izliyor uzun uzun. O güzel insan Mustafa Kemal'den başkası değildir.
BERLİNDE HAKİMLER VAR!
Bugün 29 Ekim, belki ben Sunay Akın‘dan dinlediğim bu hikayeyi tamamladığımda gün çoktan bitecek ama anlamanızı isterim ki;
Cumhuriyet dün sıkça heryerde paylaştığınız “Efendiler yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz” demesiyle kurulmadı. Çok çok öncesi var…
Anadolu’da ki bu aydınlanma büyük bir satranç oyunudur Sunay Akın’ın deyimiyle.. Ve Atatürk’te büyük bir satranç oyuncusuydu bunu görmenizi istiyorum.Osmanlı
heyetinde görevli gitmişken Berlin’e, çıkıyor gidiyor bu adaletin
simgesi olan o değirmene ve saraya uzun uzun bakıyor. Çünkü onun derdi
hamle yapmak. Piyon olmak değil şah çekmek.
Atatürk
büyük bir askeri bilgindi. Büyük bir kahramandı, savaşlar kazanmıştı.
Büyük savaşlar… Göğsümüz kabarıyor bunları dinlerken ama düşünüyor
muyuz onun asıl savaşı neydi? Nasıl kazanmıştı bunca zaferi ?
Kurtuluş
savaşının son taaruzunu başlatmadan önce çadıra kitaplar götürmüş,
üstelik duymuş ki Çalı Kuşu diye bir roman çıkmış onu da getirtiyor onu
da okuyor. 30 Ağustostan bir hafta önce… 30 Ağustos'ta bu topraklar özgürleştiğinde! Mustafa Kemal'in çadırında eşyaları toplanıyor. Çadıra giriyor Mustafa Kemal, kitapları var orada masanın üzerinde. Askere, aman çocuk kitaplar, kitapları unutma diye tembihliyor. Asker; “Efendim sandık bekliyoruz, sandık gelsin kitaplarınızı ona koyacağız merak etmeyin” diye cevap veriyor. “Peki” diyor Atatürk, dışarı çıkıyor herkes zaferi kutluyor. 5 Dakika sonra dayanamayıp içeri geri dönüyor, aklı kitaplarda. Kitaplarım diyor Mustafa Kemal, kitaplar hala masanın üstünde duruyor? Asker cevap veriyor; Efendim sandık bekliyoruz, sandık gelsin sandığa koyacağız. Bir de bakıyor Mustafa Kemal, dışarıda sandıklar, Atatürk sandıkları göstererek; E burası sandık dolu? diyor askere. Asker cevap veriyor; Efendim onlar mermi sandığı, içlerinde mermi var. Gidiyor Mustafa Kemal, alıyor mermi sandıklarından birini, boşaltıyor yere mermileri. Boş
sandığı askerin eline veriyor; Al diyor, kitapları buna koy asıl
savaşımız şimdi başlıyor. Dedik ya Atatürk büyük bir satranç oyuncusu
onun derdi hamle yapmakla diye..
Bir lider düşünün ki; Zaferin, başarının ardındaki gücü soran bir yabancı gazeteye “Cebime giren her iki kuruşun bir kuruşuyla kitap aldım.” diyen başarısının kitap okumaya dayandığını söyleyen kaç lider vardır ki şu dünyada?
Bugünlerde kahramanlıklarla değil “Eğer bir gün söylediklerim bilimle ters düşerse, siz bilimi seçin.” diyen bir adamı bilimle anlamamız kitapla anmamız gerekir diye düşünüyorum.
Anlatılacak o kadar şey var ki yazmakla bitmiyor ama okuyup okumayacağınızı bilmediğim halde “Müsellesin, zaviyetan-ı
dahiletan mecmu’ü 180 derece ve müselles-i mütesaviyü’l-adla,
zaviyeleri biribirine müsavi müselles demektir“ diyerek devam ediyorum yazıma.. Anlamadınız dimi ?
Üçgenin iç açıları toplamı 180 derecedir ve eşkenar üçgen, açıları birbirine eşit üçgen demektir.. Böyle daha anlaşılır sanırım. Bunu da Atatürk’ün yazdığı
Geometri Kitabı sayesinde başardınız. Evet Atatürk nutuk dışında 13 kitap daha yazdı bunlardan biri de geometri kitabı.
Ezber ve sayıların oluşturduğu bir tarih ile Cumhuriyeti ve Atatürk’ü anlayacağımızı düşünmüyorum. Çünkü
Sakarya
Meydan Savaşına giderken bile Atatürk, yaverine yola çıkmadan önce bir zarf
veriyor..
Daha orda ilk hücumda, daha o gün yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün
Ama ne zarfta ne mi yazıyor?
“Ankara’ya etnografya
müzesi kurulsun. Tarihi Ankara evleri korunsun.” Şu hiçbir zaman unutulmamalıdır
ki, Türkiye Cumhuriyetinin temeli kültürdür. Yani dün olmadan bugünün olma
ihtimali yoktur.
“Geçmişini bilmeyen geleceğine yön veremez” M.K. Atatürk. Okuduğunuz için teşekkür ediyorum. Ve iki kısa video daha bırakıyorum izlemeniz dileğiyle…
Harika. Umarım gören herkes üşenmeden okur.
Yüzümde bir tebessümle okudum. Yaşa Sis Reyiz!
Gerçekten muhteşem herkes okumalı
Üşengeçlik ve tembelliğin en büyük sorun olduğu 21.yüzyılda herkesin bu yazıyı okuması tek temennim,saygılar ve sevgilerimle
Uzun ama gerçekten çok güzel bir yazı olmuş
Tek kelime ile mükemmel
zaman ayırıp bi bakın derim
Zamanımı ayırdığım en güzel şey.
Okumayan ayıp eder.
Harika bir yazı uzun ama herkes üşenmeden okumalı
Bazı insanların ölümsüz olması gerekiyordu..
zamanımı ayırdığım en iyi şeydi
Teşekkürler
Kesinlikle okunmali
Okunmalı
ef sa ne olmuş
Üşenmeyin okuyun cidden harika
GÖZLERİM DOLDU. EF SA NE. SİS REYİZ ADAMDIR
Birkac gundur karsima cikiyor post uzun diye okumuyordum. en sonunda yine cikti ve okudum sonra kendimden utandim mutlaka okuyun ..
Her çıktığında önüme okuyorum. Ve gene rb liyorum…en iyi post..
Ulan harikalar harikası be! Ellerine, yüreğine sağlık reis.